Anti-Başkanlık Sistemi Yanlılarının Asıl Korktukları Şey Nedir?

Mehmet Emin ÖZTÜRK
Mehmet Emin ÖZTÜRK

Başkanlık sistemi ülkemizde son yılların en çok tartışılan konusu muhakkak. Ama birçoğumuz, hatta tamamına yakınımız başkanlık sistemi hakkında iki kelime edecek kadar şey bilmiyoruz. Bir tarafın başkanlık sistemi nedir sorusuna cevabı “Erdoğan İstiyorken”, diğer tarafın da cevabı yine “Erdoğan İstiyor” nedense!

Ülke maalesef Erdoğancılar ve Anti-Erdoğancılar olarak ikiye bölündü. Muhalefet parti liderleri, başka parti ideolojileri diye bir şey kalmadı. Her iki tarafta Erdoğan’ı dinleyip yol haritası çiziyor, kimi tersine, kimi düzüne. Bunun en bariz örneğini Cumhurbaşkanlığı seçiminde gördük, Erdoğan ve diğerleri olarak.

Bugün Erdoğan istiyor diye isteyenlerin ve Erdoğan istiyor diye istemeyenlerin başkanlık sistemi üzerinde araştırma yapması eminim ki düşüncelerde çok somut değişikliklere sebep olacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istediği başkanlık sistemini kendi diktatörlüğü olarak görüp, kenara atmak düşüncesizlikten başka bir şey değildir.

Çünkü Erdoğan şu an zaten halkın büyük bir çoğunluğunun gözünde tartışılmaz tek liderdir. Bu düşünceyi Gezi Eylemleri, 17 Aralık Operasyonları değiştirmemişken hatta bilakis güçlendirmişken Erdoğan’ın kendisine bu gücü elinde tutmak için yeni sebepler yaratma gibi bir kaygısı yok. O zaman Erdoğan’ın başkanlık sistemi için neden bu kadar çok uğraştığını birazcık irdelemek lazım.

Başkanlık sistemi özellikle ABD’deki sistemden aşina olduğumuz ve herkesin bildiği üzere Cumhuriyetçiler ve Demokratlar olmak üzere yani sağcı ve solcular olarak iki gruba ayrılan bir seçim ve yönetim sistemidir. Buradaki temel konu radikal, orta yolcu ve ılımlı sağcıları bir torbada, radikal, orta yolcu ve ılımlı solcuları da diğer bir torbada birleştirmektir.

Bunu Türkiye üzerinden anlatacak olursak İşçi Partisi’ni, HEPAR’ı, CHP’yi bir grupta toplayıp, karşısına MHP’den, Saadet’ten ve AK Parti’den bir rakip çıkarmaktır. İşte Erdoğancı olmayanların başında duran muhalefet liderlerinin de başkanlık sistemine karşı durmasının sebebi bizzat burada yatmaktadır. Senato gelecekmiş, Erdoğan’ın amacı Türkiye’yi bölmekmiş, vekiller itibarsızlaştırılıyormuş, falanmış filanmış bunların hepsi korkularının üzerinde birer maskedir.

Bu muhalefet grubunun “aklı erenlerinin” asıl korktukları mesele “biz zaten tek başımıza iktidar olamayız da acaba koalisyon hükümetlerinde başbakan yardımcısı olur muyuz?” fantezisinin bitmesidir. Çünkü bu sistem “Ayşe Tatile Çıksın” rüzgârında bile oyu en fazla %41 olan solun koalisyon ortaklığı hayallerinin bile son bulması anlamına geliyor.

Gelgelelim şimdi MHP’nin korkusuna. ABD’de sistem aynen şöyledir: 538 kişiden oluşan bir seçici kurul vardır. Bu kurul nüfuslarına göre eyaletlerin gönderdiği bizdeki milletvekili benzeri kişilerden oluşur. Bu üyeler seçim öncesi dönemde oy verir ve başkan adaylarını belirler. Örneğin şu an Gaziantep’in 12 milletvekili gönderme hakkı var, seçici kurula da 12 kişi gönderme hakkı olacak. 9 AK Partili, 2 CHP’li, 1’de MHP’li olan dağılım seçici kurulun ideolojik yapısına da yansıyacak.

İşte MHP’nin de korktuğu mevzu budur. CHP Türkiye’de iktidar olamayacağından korktuğu için başkanlık sisteminin karşısında dururken, MHP’de sağ partinin gösterdiği adayı kendisi belirlemeyeceğini bildiği için başkanlık sisteminin karşısındadır. Şimdi çıkıp televizyonlarda onlarca şey sayıp duruyorlar ama asıl karşıtlığın altında yatan tek sebep budur. Kullandıkları mazeretlerin asıl sebebi halkın duygularıyla oynayıp kendilerine destekçi kitlesi meydana getirmektir. Bunun adı Türkiye’nin geleceğiyle kendi iktidar hırslarından dolayı oynamaktır.

Yani uzun lafın kısası kardeşim, ata bile gözlük takılır sadece yolunu görsün daha hızlı gitsin diye; sen devletin yönetirken elli yere çekersen eyeri ne mesafe alabilirsin ne de hedefe ulaşabilirsin. Velhasıl kelam Türkiye bugün bu noktaya gelmişse bunu AK Parti’nin iyi yönetmesinden daha çok AK Parti’nin tek başına yönetmesine borçludur. Kimse kişisel hırsları için Türkiye’nin dizginlerini çekmesin.

Bir Cevap Yazın